Gündem

Bu Zorlayıcı Döneme Kendini Adapte Edebilen Firmalar Ayakta Kalacak

Cepheleri artık yalnızca cephe olarak kullanmıyorlar. Enerji anlamında da, üretken paneller olarak kullanılıyorlar. Çağın sorunu enerji diyebilirim. Enerjinin alt yapısının olduğu, enerjisini kendi başına üreten ve her an enerjiyi en iyi şekilde kullanabilen ülke ayakta kalır.

Karakalem Cephe Danışmanlığı’ndan Nevin GÜNEY TOK röportaj sorularımızı şu şekilde yanıtladı;

Türkiye’ye Cephe danışmanlığı mesleğini tanıştıran Karakalem, bu işi başlatan da Nevin GÜNEY TOK dersek doğru bir tanım yapmış oluruz sanırım. Baktığımızda bir meslek alanı yaratmış oldunuz. Karakalem’i kurma süreciniz nasıl ilerledi, bilgi alabilir miyiz?

Branşlaşma dünyanın her yerinde var diyebilirim. Dünyanın sektörel ilerleyişi ile kalemler artıyor. Değer Mühendisliği yapmak gerekiyor. Değer mühendisliği içinde o işin en püf noktalarını bilmek gerekiyor. Artık ekonomiyi her bir kalem içerisinde tek tek incelemek ve gerçekten neye ihtiyaç olduğunu, hangi ürünü almalıyız başlıkları altında düşünmek gerekiyor. Örnek vermem gerekirse; çöllerde Mercedes kullanamayız. Değer mühendisliği dediğimiz çerçeveyi de bu noktada değerlendirmek gerekiyor.

Branşlaşma ve her bir konunun üzerinde ihtisaslaşma başladığından dolayı, cephenin inşaat kalemleri içerisinde bir mekanik kadar bütçe kaybettirebildiğini görüyoruz. Bu bütçeyi ne kadar doğru ele alabiliriz konusu ile  de bir sektör yaratıldığına göre; bunun içinde bir danışmanlık hizmeti olması gereği oluşuyor.

Bugün için cephe konusunda bir okul yok. Bunun için bir takım altyapı çalışmaları başladı. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bir deneme süreci içerisinde, Cephe Akademi adı altında cephe eğitimlerine başladı.  Bölümden ilk mezunlar Mart ayında mezun olacaklar. Bölümde 37 kişilik bir öğrenci grubumuz var. Bununla birlikte, 2. Tura da kayıtlar var. Teknikerlik ve mühendislik olarak devam etmesi için de üniversite ile diğer çalışmaları yürütmeye devam ediyoruz.

Şimdiye kadar yapmış olduğumuza bakarsak; mimar, mühendis veya inşaat mühendislerini işe alarak, onları sanki mutfakta yetiştirir gibi cephe konusunda yetiştirmeye çalışıyoruz. Aslında bu durum daha çok zaman kaybına sebep oluyor. Süreç bir bakıma  onların en iyi bildiği konular üzerinden ilerlese bile, cephenin çok çeşitli kalemleri var. Örneğin; malzemeler için fuarlar gezildiğinde, yeni malzemeleri keşfederek kendinizi geliştiriyorsunuz. Cephenin de pek çok malzemeyi öğrenebilmek adına, gerekli olan bir mühendislik dalı olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Mimarlar işin mekaniği ile ilgili, mekanikçi ise mimari estetik ile ilgili çok fazla fikir sahibi olmayabilirler. İkisinin toplamı ile çalışmanız gerekiyor. Bu nedenle; cephe aslında hem mimariyi, hem mekaniği, hem de elektriği bilen üç gruptan harmanlanmış bir mühendislik dalıdır. Avrupa artık ‘‘Facade Engineering’’ olarak title verebiliyor. Bizde umuyorum ki, bir üniversite ile bunu sağlayabilceğiz.

Türkiye’de Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’ndeki eğitimlerin düzenleniyor olmasında Avrupa’nın etkisi olduğunu söyleyebilir miyiz?       

Evet, kesinlikle söyleyebiliriz. Daha önceki YÖK’ün çalışmalarında şehirlerle uyumlu olmayan bölümler açıldı. Bu sebepten dolayı da ; bu üniversitelerde açılan bölümlerde öğrenci talepleri istenilen sayıya ulaşamadı. Şöyle örnek vermek is-tiyorum. İhtiyaçtan fazla bir bölüm açıldığında, 2 yıl içerisinde öğrenci talebi olmadığı için, bö-lümler kapanıyor.  İhtiyaçtan fazla bir bölüm açıldığında, 2 yıl içerisinde öğrenci talebi olmadığı için, bölümler kapanıyor. Öğrencinin olduğu, bu eğitimleri verebileceğiniz ve sürekli eğitim merkezi altında yürütebileceğiniz bir yapılanma olması gerekiyor. 

İnsanlar cephe konusunda daha bilinçli davranmaya başladı. Artık ‘‘Cephe Danışmanı’’ olmadan proje yapılmadığını düşünüyorum. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Cephe danışmanlığını günümüzde hala bir maliyet olarak görenler de var. ‘‘Attığım taş ürküttüğüm kurbağaya değer mi?’’ diye baktığımızda alınabilen bütün projeler için şunu söyleyebilirim; danışmansız ilerlemek pek olanaklı bir durum değil. Sektörde kalemlerimiz çok fazla. Bir proje müdürü olsun, bir mimar olsun, bu kalemler arasında çözümler ararken, cephedeki teknik olan kısmın uygulayıcı, mimar ve işveren arasındaki doğru iletişimi sağlayabilecek birine ihtiyaç duyuyorlar.

Uygulayıcı en nihayetinde anlaş-ması olduğu firmalarla veya bir seri üzerin-den anlaşma yapılıyorsa onun ko-tası üzerinden ilerlemek isteyecek-tir. Teknik anlamda bilgisi olan personelinin yarattıkları üzerinden çözümler üretmeye çalışacaktır. Danışmanın proje bilgisinden faydalanacaktır. Karakalem Danışmanlık ola-rak 19. senemizdeyiz. Bir seri üzerinden anlaşma yapılıyorsa onun kotası üzerinden ilerlemek isteyecektir. Teknik anlamda bilgisi olduğu personelinin yarattıkları üzerinden çözümler üretmeye çalışacaktır. Danışmanın çok fazla proje bilgisi vardır. Karakalem Danışmanlık olarak 19. Senemizdeyiz. Karakalem Danışmanlığı’nı kurmamdaki en büyük sebebi şöyle açıklayabilirim; 2000’li yıllarda bir krizin içerisindeydik, benim uygulamacı olarak bilgi ve fikirlerimi katabileceğim projeler neredeyse bir ya da iki firmanın içerisindeydi. Baktığımızda günümüzdeki kriz gibiydi diyebilirim. Sonrasında düşündüm; büyük projelerde yer almış biri olarak bu bilgi ve beceriyi bir firmaya verdiğimde o firma bana yeterli gelmeyebilir, fakat benim gibi insanlara ihtiyaç duyan 10 firma olursa hem ben kazanmış olurum hem de onlar benim tecrübemden faydalanmış olur. Sektörün gelişmesinde de faydası olabileceğini öngördüğüm için Karakalem Danışmanlığı kurdum. 

2019 yılı zor bir yıldı, siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Danışmanlık projelerinize yansıması nasıl oldu?

2019 yılının zorlu geçeceğini 2017 yılında hissetmiştik. Danışmanlık projelerin baktığınız zaman ihaleye çıkmadan 1 ay önce bizimle iletişime geçiyorlar. Mimari grupla anlaştıkları gün, sizinle de anlaşmış oluyorlar. Çalıştığımız bazı mimari gruplar var, anlaşmalarımızı işveren üzerinden değil, onlarla gerçekleştiriyoruz. Mimari ana tasarımını yaparken bile sizinle iletişim halinde oluyor ve bilgi alışverişi yapmış oluyorsunuz.  Tasarımla birlikte statik hesaplarını yaparken, sizin de eğer cepheye yönelik statiğe etkileriniz varsa, statikçi de ona göre çözümler üretiyor. Mimari tasarımlar belirlenirken nasıl statik müellif, mekanik müellif olarak belirleniyorsa aynı şekilde cephe müellifinin de belirlenmesi gerekiyor.  Benim yürüttüğüm projelerde; başlangıçları sahaya inmeden 1-2 yıl önceden hazırlanmaya başlanıyor. Şu anda henüz sahaya inmeyen, hala proje olarak görüşüp, soru sorup cevapladığımız 3 projemiz bulunuyor. Bu projeler 2020-2021 civarında sahaya açılacak, piyasanın gidişatı şu an için rölantide diyebilirim. Diğer projelerimize baktığımızda; Ege yapının Cer projesiyle ilgili olarak ihaleye çıkmadan önce 2 senedir birlikte çalıştığımızı ve projenin hala devam ettiğini söyleyebilirim. Şu an devam eden Avangart projesi de 4.yılına girdi.  Bir diğer devam eden ve 3.yılında olan Nevbahar projesininse, daha hızlı bitmesi ve önümüzdeki seneye tamamlanması planlanıyor.

2020 yılı için öngörüleriniz nelerdir? 2019 yılına nazaran bizi daha iyi bir yıl bekliyor diyebilir miyiz?

2020 yılına sektör açısından baktığımızda paydaşlarımızın kendilerini toparlamaya başladığı görüşündeyim. Kendi alanlarında ilerleyerek yatırım yapmaktan, bazen etrafındaki hareketleri göremiyorlardı. Finansal dengelerini sağlayamıyorlardı.  Şimdi ise firmalar bunları yapabiliyor. Bu zorlayıcı süreci atlatmak için, iş potansiyeli olarak büyüyerek yürünmeli ve firmalar kadrosunu iyileştirerek, kadrosunda gerekli temizliği yaparak; bazı kaynaklardan feragat ederek ayakta kalmaya devam edeceklerdir.

Son dönemlerde zorlayıcı bir süreçten geçtik. Bu zorlayıcı dönemi atlatmak için bu duruma firmaların kendilerini adapte etmeleri gerektiğini söyleyebilir miyiz?

Şu an baktığımızda firmaların, çoğunlukla konferansları takip ettiklerini görebiliriz. Konferanslar son dönemlerde daha çok ön plana çıkmaya başladı. Eskiden bizde ‘‘Bilgiye para verilmez’’ diye bir algı vardı. Bu algı artık değişmeye başladı. Şimdiyse internet, yayınlar ve birçok bilgi kaynağının elimizin altında olmasıyla bilgiye arama motorlarının da yardımıyla istediğimiz anda ulaşıyoruz. Bu yıl Londra’da katıldığım ZAK Konferansı’nda da bilgiye ulaşmanın artık ne kadar değerli olduğunu bir kez daha gördüm. Buna ilaveten tecrübe paylaşımlarının da artık çok önem kazandığını belirtmek isterim.

Bu durum bizi interaktif olmaya mı yönlendiriyor?

Kesinlikle, artık interaktif olmamız gerekiyor. Bu sebeple şu anda konferansların daha ön planda olduğu söyleyebilirim. Malzeme olarak yapabileceğiniz değişiklikler var; kapıyı, pencereyi formasyon olarak değiştirebiliyoruz.  Yüzyıllardır camı değiştiriyoruz, geliştiriyoruz ama camın yerine başka bir malzeme koymuyoruz.

Camın yerine başka malzeme koymuyoruz ama gelişimde inanılmaz. ZAK Konferansına katılım sağladınız. Konferansla ilgili neler söylemek istersiniz? 

Eskiden camlar şeffaftı ve telli camı güvenlikli olduğu için kullanıyorduk, sonra temperli cama geçtik. Teknolojik olarak birtakım özelliklerde değişlikler yaptık. Isı farkındalıkları ortaya çıktı. Bunlar içinde özellikli camlar, konforlu camlar ve kaplamalı camlar üretmeye başladık. Fakat camı ve kapı-pencereyi çıkartamadık, çıkartamazsınız da. O yüzden tecrübelere değer vererek, iyileştirmeye devam edeceğiz. Artık malzemelerdeki teknolojik gelişimleri yeni bir malzeme üretilemediğinden dolayı, uygulayıcılardan dinlemek daha efektif olacaktır. Siz onun ‘A’ şeklindeki montajını biliyorsunuz, yeni ürünün size ‘B’ şeklindeki montajını da aktarıyorlar. Tecrübe ise yeni bir ‘C’ şeklini çıkartıyor ve sonuçlarını söylüyor. Konferanslar ‘C’ şeklindeki sonuçları görebileceğiniz yegâne yerler. Londra’daki ZAK Konferansı’nda alanında uzman ve tecrübe sahibi kişilerden çok farklı konu başlıklarına yer verilmişti. Cephelerde yangın üzerine hangi malzemeler üretilmiş, nasıl önlemler alınmış, cam ve alüminyum ne yapmış, uygulayıcılar ne yapmış yangına dayanıklı malzemeler başlıkları altında; konferansın etrafında malzemelere dokunabileceğiniz, firmanın hazırlamış olduğu önlem üzerinden vermiş olduğu sunumlar ya da sizin tasarımsal olarak sunduğunuz etkenler mevcuttu. Mesela benim ZAK sonrasında en çok kafamda oluşan; Renovasyon. Cephe sektöründe neredeyse 25. Yılımızı tamamlamış durumdayız. Camın ömrünün 15-20 yıl arasında olduğunu düşünecek olursak renovasyon zamanı geliyor. Yeni bir sektör açılmak zorunda, çünkü bu sektörün dinamiğinde var. Renovasyona yönelik bir sektör oluşacak. Cepheleri değiştirmek zorunda kalacaksınız. Cephe size hizmet vermeyecek. Su tesisatınızı değiştiriyorsunuz, renavosyonda da ya binayı yıkıp yeniden yapacaksınız , ya da cepheyi değiştireceksiniz.

Bende son Londra’daki ziyaretimde çok fazla değişim olduğunu gördüm. Tarihi dokunun içinde dahi cam ve yeni cepheler yükselmeye devam ediyor. 2020 ve gelecek çağın hikayesi bu yönde olacak gibi gözüküyor. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Cepheleri artık yalnızca cephe olarak kullanmıyorlar. Enerji anlamında da, üretken paneller olarak kullanılıyorlar. Çağın sorunu enerji diyebilirim. Enerjinin alt yapısının olduğu, enerjisini kendi başına üreten ve her an enerjiyi en iyi şekilde kullanabilen ülke ayakta kalır. Enerji bağımlılığını kaldırabilmemiz için, belli enerjileri alabilmemiz gerekiyor ama enerjide de %100 bağımlı olduğunuz taktirde dünya ülkelerinin arasında her zaman sorun yaşarsınız. Enerji bağımlılığınızı ne kadar aşağıya indirirseniz ve bu bağımlılıkları artık birlikteliğe dönüştürürseniz, o zaman sizin de dünya da söz sahibi olma şansınız yüksektir. Bu anlamda sizin görmüş olduğunuz cepheler, enerji anlamında da sizi destekleyen en büyük unsurdur.

2017 yılına kadar olacak diye söz edilen enerji kimlik belgeli evler projesi vardı. Bu projeler sayesinde, bizim yapmış olduğumuz doğalgaz anlaşmamızda fazlamız oluştu. Şu anda doğalgaz fazlamız var. O yüzden doğalgazdan elektrik üretimine yönelik tesisler kurmaya başladık.

Cephelere bu kadar önem vermekle doğru yolda olduğumuzu söyleyebilir miyiz?

Cephelere verdiğimiz değerleri daha da yükseltebilirsek, çok daha iyi bir pozisyona gelebileceğimizi düşünüyorum. Sadece ısıtma, soğutma dertlerinden değil, aynı zamanda insan sağlığı konusunda da önemli olan bir meseleden bahsediyoruz. Mesela gittiğimiz bir mekânda insan olarak koruma içgüdüsüne sahip olduğumuz için yüksek yapıların içerisinde günün 24 saatinde sadece 4-5 saat dışarıdayız. 12 saatten fazlasını kapalı alanlarda geçiriyoruz. Kapalı mekanlardaki oksijen miktarının temiz olması, havayla ilişkili bakterileri üretmeyen yapıların olması çok daha önemli diyebiliriz. Bu açıdan baktığımızda sağlıklı binalar ve cepheler, yani insan sağlığına destek verebilen cepheleri üretirseniz, insanların sağlık sorunlarını da minimuma indirmiş olursunuz.

Cepheler ile ilgili bir sertifikadan bahsetmiştiniz.

‘ROL’ denilen bir sertifika var. Bu sertifika insan sağlığını korumasıyla ilişkilendirilmiş bir ısı yalıtım sertifikasıdır. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de Knauf Insulations‘da var. Bildiğimiz taş yünlerinden biraz daha farklıdır. Bunun sayesinde ürettikleri taş yünlerini fırınlarda kullanabiliyorlar. İnsan sağlına ısındığı zaman zarar vermiyor, toksin çıkarmıyor. Sizi, fırınların ısısını dışarı çıkarmadan üretim sağlayabileceği bir yapıya geçiyorlar. Mesela böyle bir sertifikanın olması ve bunun cepheye kadar yansıması demek; insanların sağlıklı nefes alması, aldığınız havanın içinde bakterinin oluşmaması anlamına geliyor.  Sadece cephe dediğiniz kabuk anlamına gelmiyor. Zaten danışmalıkta baktığımız noktalar içerisinde iki tane detay yok. Bir – iki tane detaya bakılıyorsa bu yanlıştır. Sizin o binayı ne için kullandığınız önemli. Mesela; hastane için kullanıyorsanız zaten içinde o kadar bakterinin fazla olduğu bir yerde kullanacağınız malzeme ile bir konutta ya da okulda kullanacağınız malzemeler aynı olmamalıdır. Kullanacağınız malzemelerin kimyasal özelliklerini de, etkilerini de biliyor olmanız gerekiyor.

Eskiye göre sanki daha bilinçliyiz diye düşünüyorum. Yüklenici firmalarda bu konuyla ilgili daha bilinçlendi diyebilir miyiz?

Sizi geliştiren şey müşteridir. Siz ne kadar çok firma ile iletişime geçerseniz, o denli gelişim sağlarsınız. Şu anda bu zorlu koşullarında etkisi ile uygulayıcı firmalar Türkiye dışına da açılıyor. İngiltere, Almanya, Fransa, Portekiz, Rusya gibi ülkelerdeki firmalara hizmet vermek için çalışmalar yapıyorlar. Oradaki yoğurt yiyişi kavrayanlar, şimdi para kazanacaklar. Sonuç olarak kökleri burada olduğu için o etki buraya da yansıyacaktır. Bu zorlayıcı koşulların en büyük artısı olarak görüyorum.

Katılıyorum. Bu röportaj için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı